• Ana Sayfa
  • Hakkımda
  • Blog
  • Kitaplar
  • Galeri
Burcu Aybat'ın Blog Sayfası
eğitim yöneticisi, yazar
Author

Burcu Aybat

Burcu Aybat

    Blog Yazıları

    PISA 2025: Puanlar Yükselirken Ne Düşünüyoruz?

    by Burcu Aybat Eylül 13, 2026
    written by Burcu Aybat

    PISA sonuçları açıklandığında ilk yaptığımız şey genellikle puanlara ve sıralamalara bakmak oluyor. Kaçıncı olduk, OECD ortalamasının neresindeyiz, bir önceki uygulamaya göre yükseldik mi, düştük mü? PISA 2025 sonuçları da farklı olmadı. Hatta bu kez Türkiye açısından tablo oldukça dikkat çekici olduğu için tartışma daha da büyüdü.

    Türkiye, 2022’ye kıyasla fen bilimlerinde 18, okumada 16, matematikte 9 puanlık artış gösterdi. Fen ve okumada ilk kez OECD ortalamasının üzerine çıktı; matematikte ise OECD ortalamasıyla istatistiksel olarak benzer bir düzeye ulaştı. Türkiye, 2022’ye kıyasla üç temel alanda da puanını artırırken, OECD ülkeleri içinde fen bilimlerinde anlamlı olarak en yüksek artışı gösteren ülke oldu. Bunlar asla küçümsenilmemesi gereken sonuçlar.

    Sonuçların açıklanmasının ardından örneklemden uygulama öncesi hazırlıklara, LGS’deki yeni nesil sorulardan öğrencilerin PISA’ya aşinalığına kadar pek çok konu tartışılıyor. Bunların tartışılması elbette ki önemli. ERG de örneklemin bileşiminin, öğrenci motivasyonunun ve uygulama öncesi hazırlıkların sonuçlarla ilişkisine daha yakından bakılması gerektiğini belirtiyor. Öte yandan Türkiye verilerinin PISA kalite standartlarını karşıladığı da raporlanıyor.

    Ben bu tartışmanın içinde kaybolmak yerine elimizdeki verinin bize ne söylediğine bakmak istiyorum. Çünkü PISA 2025’in Türkiye için anlattığı hikâye, “OECD ortalamasını geçtik” cümlesinden çok daha ilginç.

    Yükseliş gerçek, bağlamı önemli

    Türkiye yükselirken dünyanın önemli bir bölümünün aşağı doğru hareket ettiğini görmek gerekiyor. OECD ülkelerinde 2015 ile 2025 arasında matematik ortalaması 22, okuma ortalaması ise 28 puan düştü. Üstelik bu gerilemeyi yalnızca pandemiyle açıklamak da mümkün görünmüyor; özellikle okumadaki düşüş pandemi öncesinde başlamış durumda. Bugün OECD ülkelerinde 15 yaşındaki öğrencilerin beşte biri fen, matematik ve okumanın üçünde birden temel yeterlik düzeyinin altında.

    Dolayısıyla iki gelişmeyi aynı anda görmek gerekiyor: Türkiye ilerliyor; dünya ise özellikle okuma ve matematikte ciddi bir gerileme yaşıyor. Bu durum Türkiye’nin başarısını doğru bağlama yerleştirmemizi sağlıyor.

    Dünya daha hızlı okuyor, daha derin düşünmüyor

    OECD raporunda benim özellikle dikkatimi çeken ifadelerden biri “hasty readers”, yani aceleci okurlar oldu. Metni hızla geçen, hızlı yanıt veren ama yanlış yapan öğrencilerin oranı 2018’den 2025’e neredeyse iki katına çıkmış durumda. OECD bu tabloyu dijitalleşme, ekran kullanımı ve keyif için okumanın azalmasıyla birlikte değerlendiriyor. Buradaki mesele yalnızca daha az kitap okumak olmayabilir.

    Belki daha temel bir sorunla karşı karşıyayız: Bilgiye erişimimiz arttıkça bilgiyle kurduğumuz ilişkinin derinliği azalıyor mu? Çocuklar daha az mı biliyorlar, yoksa bildikleri üzerinde daha az mı düşünüyorlar? Bu soru, PISA 2025’in dünyaya söylediği en önemli şeylerden biri olabilir. 

    PISA artık bilgiyle ne yaptığımızı ölçüyor

    PISA’nın kendisi de giderek bu soruya doğru evriliyor. 2025 fen bilimleri değerlendirme çerçevesine yeni bir yeterlik eklendi: “Karar almak ve harekete geçmek için bilimsel bilgiyi araştırma, değerlendirme ve kullanma.” MEB Türkiye Raporu, bu değişikliğin özellikle dijital çağdaki bilgi kirliliği ve çarpıtılmış bilgiyle başa çıkma ihtiyacıyla ilişkili olduğunu belirtiyor. 

    Artık başarılı olmak yalnızca bilimsel bilgiyi bilmek anlamına gelmiyor. Öğrenciden kaynakların güvenilirliğini değerlendirmesi, kanıtı yorumlaması, alternatif açıklamaları karşılaştırması, hatalı çıkarımları fark etmesi ve kararını gerekçelendirmesi bekleniyor. Üst yeterlik düzeylerinde öğrenciler karmaşık veriler ve birden fazla bilgi kaynağıyla çalışabiliyor.

    Bunların herhangi birini yalnızca “fen bilimleri” olarak tanımlamak zor. Aslında giderek daha fazla düşünme biçimlerini ölçüyoruz. 

    Türkiye’nin fen bilimleri alt ölçekleri de bu açıdan ilginç. Genel ortalamamız 494 iken bilimsel sorgulama ve kanıtları yorumlama alanında 497, bilgiyi araştırıp değerlendirerek karar verme alanında 487 puandayız. Fark büyük değil ve buradan güçlü bir zayıflık sonucu çıkarmak doğru olmaz. Ama bilgiyi değerlendirerek karar verme boyutunun biraz daha geride kalması üzerinde düşünmeye değer.

    Ortalamalar yükselirken uçurumlar yerinde duruyor

    PISA 2025’in Türkiye açısından en güçlü uyarılarından biri okul türleri arasındaki fark. Fen bilimlerinde fen liselerinin ortalaması 617 iken mesleki ve teknik Anadolu liselerinde 435. Matematikte ise fark 200 puanı aşıyor. ERG’nin değerlendirmesine göre Türkiye’de öğrenciler arasındaki başarı farklılıklarının %54,6’sı okullar arasındaki farklarla açıklanıyor. OECD ortalaması ise %31,3.

    Bu, ortalama yükselirken sistemin içindeki mesafelerin aynı ölçüde kapanmadığını gösteriyor. Dolayısıyla bundan sonraki hedef yalnızca ülke ortalamasını yükseltmek olmamalı. Aynı eğitim sistemi içinde öğrencilerin bu kadar farklı öğrenme sonuçlarıyla karşılaşmasını da konuşmak gerekiyor.

    Bununla birlikte olumlu bir gelişmeyi de atlamamak gerek. Türkiye’de sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin fen performansında son yıllarda anlamlı bir artış görülüyor. 2025’te en düşük sosyoekonomik çeyrekte yer alan öğrencilerin fen bilimleri ortalaması 464 puan. En yüksek çeyrekteki öğrencilerin ortalaması ise 545; iki grup arasındaki 81 puanlık fark OECD ortalamasındaki 85 puanlık farkın bir miktar altında.

    Yani tablo tek renkli değil. İlerleme var; eşitsizlik de var. 

    Dijital olmak, dijital dünyada düşünebilmek değil

    Bir başka dikkat çekici sonuç “Dijital Dünyada Öğrenme” alanında karşımıza çıkıyor. Türkiye bu alanda 473 puan aldı. Bu değer katılımcı ülkeler ortalamasının üzerinde ancak OECD ortalaması olan 500 puanın oldukça gerisinde. Türkiye 38 OECD ülkesi arasında 32. sırada.

    Burada ilk akla gelen çözüm daha fazla teknoloji olabilir. Ama PISA’nın ölçmeye çalıştığı şey cihaz kullanabilmek değil. Yeni bir durumda problemi anlayabilmek, strateji geliştirebilmek, kendi öğrenmesini yönetebilmek ve işe yaramayan yaklaşımını değiştirebilmek. Yani mesele teknolojiye erişimden çok, teknoloji içindeki bilişsel kapasite. Belki de dijital dünyaya hazırlanmak, çocukların daha fazla araç kullanması değil; araçların onlar adına düşünmediği durumlarda ne yapacaklarını bilmeleri demek.

    Puan yükselirken düşünme isteği ne oluyor?

    Benim için PISA 2025’in en dikkat çekici bölümlerinden biri doğrudan puanlarla ilgili değil. Öğrencilerin öğrenmeye yönelik tutumlarıyla ilgili. Türkiye’de öğrenciler 2025’te merak ve azim gibi pek çok göstergede OECD ortalamasının üzerinde. Örneğin yeni şeyler öğrenmeyi sevdiğini belirten öğrencilerin oranı Türkiye’de %76,2 iken OECD ortalaması %68,8. Öğrenme merakı ve azim indeksleri de OECD ortalamasından yüksek.

    Ancak 2022 ile 2025’i karşılaştırdığımızda düşündürücü bir değişim görülüyor. Tamamlanana kadar bir iş üzerinde çalışmayı sürdüren, iş zorlaştığında ek çaba gösteren ve kolay vazgeçmediğini belirten öğrencilerin oranlarında düşüş var. Özellikle “kolay vazgeçerim” ifadesine katılmayanların oranı %70,6’dan %61,5’e gerilemiş. Yani bir yandan ölçülen performans yükselirken, diğer yandan öğrencilerin zorluk karşısında çaba göstermeye devam etme eğilimlerinde bazı gerilemeler görüyoruz. Bence üzerinde asıl düşünmemiz gereken yer burası. Çünkü iyi düşünmek yalnızca bir beceri değil, aynı zamanda bir eğilim. 

    Bir öğrencinin grafiği yorumlayabilmesi önemli. Ama gördüğü ilk açıklamaya hemen razı olmaması da önemli.

    Metindeki bilgiyi bulabilmesi önemli. Ama kaynağını sorgulaması da.

    Problemi çözebilmesi önemli. Fakat ilk denemesinde çözemezse başka bir yol denemesi de.

    Eleştirel düşünme dediğimiz şey yalnızca analiz, değerlendirme ya da çıkarım yapabilme değildir. Bunların gerçekleşebilmesi için öğrencinin zihinsel çaba göstermeye istekli olması gerekir. Merak etmesi, belirsizlikle biraz kalabilmesi, ilk cevabından şüphe duyabilmesi, başka bir açıklamanın mümkün olup olmadığını düşünmesi, gerektiğinde fikrini değiştirebilmesi…

    Zor soru çözmek başka, iyi düşünmek başka

    Son yıllarda LGS ve YKS’de bağlam içinde bilgiyi kullanma, yorumlama ve analiz etme gerektiren soruların yaygınlaşmasının PISA’daki gelişimle ilişkili olabileceği, ERG’nin de üzerinde durduğu olası açıklamalardan biri. Bunun eğitim açısından olumlu bir yanı var. Ölçme araçları değiştikçe öğretmenlerin sordukları sorular, hazırlanan kaynaklar ve sınıf içindeki bazı uygulamalar da değişiyor. Ama burada önemli bir ayrım olduğunu düşünüyorum.

    PISA tipi soruları çözebilen öğrenciler yetiştirmek ile PISA’nın ölçmeye çalıştığı zihinsel alışkanlıklara sahip öğrenciler yetiştirmek aynı şey değil.

    Bir öğrenci sınavda iki kaynağı karşılaştırabilir. Peki sosyal medyada karşısına çıkan iki çelişkili bilgiyi de karşılaştırıyor mu?

    Bir fen sorusunda kanıtı değerlendirebilir. Peki günlük yaşamında kendisine sunulan bir iddianın kanıtını soruyor mu?

    Bir metinde çıkarım yapabilir. Peki kendi düşüncesinin yanlış olabileceğini hesaba katıyor mu?

    Bir problemde doğru seçeneği bulabilir. Peki cevabın hemen bulunamadığı gerçek bir problemle karşılaştığında düşünmeye devam ediyor mu?

    Bence eğitimin önündeki asıl eşik burada. 

    Yapay zekânın saniyeler içinde cevap verdiği, arama motorlarının sonuçları önümüze sıraladığı ve sosyal medyanın dikkatimizi sürekli başka bir yere çektiği bir dünyada öğrencileri bilgiye ulaştırmak artık eğitimin en zor işi değil. Zor olan, karşılarındaki cevabı hemen tüketmek yerine onunla uğraşmalarını sağlamak. OECD PISA 2025 raporu da yapay zekâyı tam bu noktadan ele alıyor: teknoloji öğrencinin zihinsel çabasını desteklediğinde öğrenmeyi güçlendirebilir; o çabanın yerine geçtiğinde ise öğrenmeyi zayıflatabilir.

    PISA 2025 sonuçları Türkiye açısından iyimser olmak için bize önemli nedenler veriyor. Temel alanlardaki performansımız yükseliyor. Dezavantajlı öğrencilerin sonuçlarında olumlu gelişmeler var. Fen ve okumada OECD ortalamasının üzerine çıkıyoruz. Bunları görmezden gelmek haksızlık olur. Ama belki şimdi sormamız gereken soru değişmeli.

    Öğrencilerimiz yalnızca daha yüksek puan mı alıyor, yoksa giderek daha iyi düşünebiliyor mu?

    Önümüzdeki yıllarda eğitim sistemlerinin başarısını belirleyecek temel fark, bilgiye ulaşabilenlerle ulaşamayanlar arasında olmayabilir. Bilgi zaten hepimizin önünde olacak. Asıl fark; karşısına çıkan bilgiyi durup inceleyen, kaynağını sorgulayan, başka ihtimalleri görebilen, kanıt arayan, kolay cevaba razı olmayan ve düşünmek zorlaştığında düşünmeye devam edenler arasında oluşacak.

    PISA puanlarımızın yükselmesi güzel haber. Şimdi asıl mesele, bu yükselişi daha çok bilen değil, daha iyi düşünebilen öğrenciler yetiştiren bir öğrenme kültürüne dönüştürebilmek. Çünkü belki de geleceğe hazır öğrenci, cevabı en hızlı bulan değil; hangi cevaba neden inanacağını bilen öğrencidir.

    Eylül 13, 2026 0 comment
    3 FacebookTwitterLinkedinEmail
  • Blog Yazıları

    LGS 2026: Bir Sınav Neyi Ayırır?

    by Burcu Aybat Temmuz 14, 2026
    by Burcu Aybat Temmuz 14, 2026 233 views

    Geçen yıl LGS sonuçları açıklandığında tartışmaların odağında 719 tam puan alan öğrenci vardı. Bu yıl ise tablo daha sakin. Tam…

    4 FacebookTwitterLinkedinEmail
  • Blog Yazıları

    Zor Düşünme, Kolay Düşün

    by Burcu Aybat Temmuz 7, 2026
    by Burcu Aybat Temmuz 7, 2026 246 views

    “Anne, zor düşünme. Kolay düşün.” Bazen en derin cümleler en beklemediğimiz yerden geliyor. Her şeyi zorlaştırdığımı gözlemlemiş olsa gerek ki…

    4 FacebookTwitterLinkedinEmail
  • Blog Yazıları

    Büyümeyen Çocuklar

    by Burcu Aybat Nisan 21, 2026
    by Burcu Aybat Nisan 21, 2026 387 views

    Son günlerde yaşanan ve hepimizi derinden sarsan olayların ardından toplum olarak aynı sorunun etrafında dolaşıyoruz: Nerede hata yaptık? Bu soruya…

    3 FacebookTwitterLinkedinEmail
  • Blog YazılarıVeli

    Eğitimde Süreklilik: Artık Bir Tercih Değil, Bir Strateji

    by Burcu Aybat Şubat 18, 2026
    by Burcu Aybat Şubat 18, 2026 547 views

    Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı, okulların da yeni öğrencilerini ve velilerini karşıladığı bir dönemdeyiz. Bu karar…

    1 FacebookTwitterLinkedinEmail
  • Blog Yazıları

    Bir Çocuğun Merakı Kaç Puan Eder?

    by Burcu Aybat Şubat 6, 2026
    by Burcu Aybat Şubat 6, 2026 570 views

    Süreç yerine sonuçlara odaklanıyorsanız; çocuklarınızın merakından çok akademik göstergelerini didik didik inceliyor, onları yargılıyor; başlangıçtan bu yana ne kadar yol…

    3 FacebookTwitterLinkedinEmail
  • Blog YazılarıKonferanslarLiderlik

    Eğitim 5.0: Çocukların Hikâyesini Algoritmalara Bırakmamak

    by Burcu Aybat Şubat 1, 2026
    by Burcu Aybat Şubat 1, 2026 880 views

    Teknolojiyle değil, insanla başlayan bir dönüşüm mümkün mü? Dünyanın nereye gittiğini kimse bilmiyor. Bu cümle artık bir tespit değil; bir…

    8 FacebookTwitterLinkedinEmail
  • KonferanslarLiderlikTeknoloji

    Geriye Kalan İnsanlığımız / All That Remaıns Is Our Humanıty

    by Burcu Aybat Ekim 28, 2025
    by Burcu Aybat Ekim 28, 2025 697 views

    İnsanı insan yapan nedir? İnsanoğlunun tarih boyunca farklı yanıtlar aradığı bu ontolojik sorunun izinde, yapay zekâ hayatımıza girdiğinden beri kendimi…

    3 FacebookTwitterLinkedinEmail
  • Blog Yazıları

    LGS 2025: Kuşkunun Gölgesinde Kalan Bir Sınav

    by Burcu Aybat Temmuz 12, 2025
    by Burcu Aybat Temmuz 12, 2025 2.978 views

    Eğitimciler olarak “Merak etmeyin, sorular ne kadar zor olursa sınav bilenle bilmeyeni o kadar ayırır.” diyerek çocuklarımızı avuttuğumuz bir bekleyiş…

    18 FacebookTwitterLinkedinEmail
  • Blog YazılarıTeknoloji

    Hey ChatGPT, benim için öğrenmeyi bireyselleştir!

    by Burcu Aybat Mart 6, 2025
    by Burcu Aybat Mart 6, 2025 1.372 views

    “İnternette yaptığınız aramalarda, en sevdiğiniz Youtube kanalını açtığınızda ya da Instagram “reels”lerinde gezindiğinizde karşınıza çıkan içeriklerin tümü algoritmalar tarafından yönlendiriliyor.…

    2 FacebookTwitterLinkedinEmail
Newer Posts
Older Posts

Kategoriler

  • Blog Yazıları
  • Eğitimler
  • Faydalı İpuçları
  • Gazete/Dergi Yazıları
  • Kitaplar
  • Konferanslar
  • Liderlik
  • Podcast
  • Teknoloji
  • Televizyon Programları
  • Veli

Dr. Burcu Aybat

Eğitim alanında 24 yıllık deneyim: yenilikçi yöntemleri, yaklaşımları ve teknolojileri müfredata entegre etmek; öğretmenler ve öğrenciler için mesleki gelişim ve liderlik programları geliştirmek; sürekli gelişen etkili bir okul yaratmak.

Benimle iletişime geçin

Facebook Twitter Instagram Linkedin Email

Benim Hikayem

Son 20 yıldır Türkiye’nin önde gelen okullarından Robert Kolej, Enka Okulları, ODTÜ Geliştirme Vakfı Okulları ve İELEV Okullarında liderlik özelliğimi kullandığım farklı pozisyonlarda görev aldım. Daha fazlası…

Son Gönderiler

  • PISA 2025: Puanlar Yükselirken Ne Düşünüyoruz?

    Eylül 13, 2026
  • LGS 2026: Bir Sınav Neyi Ayırır?

    Temmuz 14, 2026
  • Zor Düşünme, Kolay Düşün

    Temmuz 7, 2026
Posts by burcuaybat
Footer Logo

@2022 - Tüm hakları saklıdır. Burcu Aybat tarafından hazırlanmıştır.


Back To Top
Burcu Aybat'ın Blog Sayfası
  • Ana Sayfa
  • Hakkımda
  • Blog
  • Kitaplar
  • Galeri