Bir Çocuğun Merakı Kaç Puan Eder?

by Burcu Aybat

Süreç yerine sonuçlara odaklanıyorsanız; çocuklarınızın merakından çok akademik göstergelerini didik didik inceliyor, onları yargılıyor; başlangıçtan bu yana ne kadar yol aldıklarını görmezden gelip sürekli başkalarıyla karşılaştırıyorsanız, çocuğunuzu bir “performans öznesi” olarak yetiştiriyorsunuz demektir. Belki bizler de öyleyiz. Ve bu davranış örüntüsü, ebeveynden çocuğa aktarılan kalıtsal bir yük gibi.

Bu ifadeyi bana ilk kez bir arkadaşım, dört yıl önce kullanmıştı. Sanırım altı yılda altı kitap yazdığımı; herkesin kendini öncelemeye çalıştığı pandemi döneminde iyi olma hâlime neredeyse hiç katkısı olmayan bir tempoda yaşadığımı; sevdiklerimle geçireceğim zamanı sayısını bilemediğim WhatsApp gruplarında, günün her saati iş konuşarak harcadığımı gördüğünde bu yorumu yapmıştı. “Kendisi de benden farklı değil” diyerek kendimi avutmuştum.

Bu düşüncelerim, annem ve babam dışında rol model olarak gördüğüm tek insana, Tarık Akan’ı gerçekten anlamaya başlamadan önceydi. Onu yakınlarından dinledikçe, yaptığı fedakârlıkları öğrendikçe; eğitim ve özgür düşünme idealiyle kurduğu biricik Taş Okul’un kapısından her gün girip o aydınlık yüzleri gördükçe; emek, adalet ve insan onuru için yanıp tutuşan bir aydını daha yakından tanıdıkça, “performans”tan çok “gelişim”, “öğrenme”, “insani değerlere tutunma”, “insana odaklanma”, “doğayla bütünleşme”, “mutlu ve huzurlu olma”nın gerçek başarıya açılan kapılar olduğuna inanmaya başladım.

Bu bakış açısı romantik bir idealizmden ibaret değil. İnsanın, ekonomik ve siyasi güçlerin dayattığı yaşam biçimlerinden biraz olsun uzaklaşıp, özüne; insana insan olduğu için değer verilen bir pencereden bakabilme çabası aslında.

Performans öznesi olmayan birey, dış dünyanın beklentileriyle hareket etmez. İçine döner, kendi gelişimini takip eder. Farkındalığı yüksektir; duygularını ve davranışlarını düzenleyebilir. Başkalarının manipülasyonlarına kapılmaz; içsel motivasyonu, tutkuları, yatkınlıkları ve merakı peşinden gider. Gelişimini denetler, kendini gerçekleştirmek için çaba harcar ve süreç içinde kendini dürüstçe değerlendirir. Başarısızlığı kişisel bir yetersizlik olarak görmez; hatalarından öğrenir, başarılarını kutlar, gerektiğinde yardım istemeyi bilir. Yorulduğunu ve tükendiğini fark ettiğinde durmayı da bilir. Ve bazen bir şeyi sadece keyif aldığı için yapar. Performans için değil. Bir hedefi, bir ajandası olmadan… Sadece yapar.

“Ben asla böyle biri değilim” dediğinizi duyar gibiyim. Ben de değilim elbette. Sadece belki bir adım daha yaklaştım. Mutlulukla iki yıl geçirdiğim Taş Okul, gururla rol modelim diyebildiğim Tarık Akan ve onun okulun her köşesine sinmiş insani değerleri, güzel ruhu, tablolarından yansıyan gülümsemesi; beni kendimi tanıma yolculuğumda ileriye taşıdı.

Belki de tam bu yüzden, geçen gün havuzdan çıktığımda yanıma yaklaşan yüzme öğretmeninin, “Neden derslerimize katılmıyorsun? Boğaz’ı geçmek için çalışıyoruz. Sen de iyi yüzüyorsun,” dediğinde gülümseyip teşekkür etmekle yetindim. Bir performansa daha ihtiyacım yoktu. Sadece mutlu olmak, kendimle baş başa kalmak ve rahatlamak için yüzüyordum. Dört yıl önce bu teklifi böyle karşılamazdım, eminim. 

Bir çocuğun merakı kaç puan eder?

Pandemi döneminde kızımın yalnızlaştığını; çizimlerle rahatlamaya çalıştığını ve renk kombinasyonlarını merakla denediğini görmezden gelip, yeteneğini heyecanla keşfeden ve ondan çok şey bekleyen bir ebeveyn olarak onu online bir çizim kursuna yazdırmıştım. O kurstan sonra kızım bir daha eline boya kalemlerini almadı.

Çocuklarımız için en iyisini yapmaya çalışırken, onlara kendi başaramadığımız kariyer patikalarını çizerken, farkında olmadan kendilerini gerçekleştirecekleri anları mı ellerinden alıyoruz? Onları çözdükleri soru sayısıyla, sergiledikleri performansla, okudukları kitap yığınlarıyla mı değerlendiriyoruz? Yoksa bir konuya merak sardıklarında heyecanlanmalarına, yanlış yaptıklarında nedenini anlamaya çalışmalarına, farklı bir yol denemek istediklerinde gösterdikleri cesarete mi bakıyoruz?

Asıl soru belki de şu:
Çocuklarımızı nasıl bir ekosistemde büyütüyoruz?
Sonuçların değil, öğrenmenin; kıyasın değil, gelişimin; performansın değil, insan olmanın değer gördüğü bir dünyaya ne kadar alan açıyoruz?

You may also like

Leave a Comment